28 Şubat 2012 Salı

Yeşil Mercimekli Makarna


Bizim evde çocuklara bu gün ne yiyelim diye sorsanız hemen alacağınız cevap "makarna" olacaktır. Hiç bıkmadan usanmadan günlerce makarna yiyebileceklerini söylerler. Tahminim bunu yapmalarına ortam oluşmadığı için bu konudaki iddialarını sürdürüyorlar. İşin ilginç tarafı da neyli makarna diye sorsanız gene cevap sabit "salçalı" makarna. Üstelik bizim evde çok çeşitli makarnalar pişer. Bugün Mertin gene salçalı makarna talebine rağmen dolapta hazır yeşil mercimek olması nedeni ile "yeşil mercimekli makarna" pişirdik. Malzeme ve tarif çok kolay.

Malzemeler:
1 paket makarna(Ben Penne /Düdük makarna tercih ettim.
1 su bardağı yeşil mercimek
1 baş soğan
2 yeşil biber
1 orta boy patates
1 yemek kaşığı salça
Sıvı yağ
Karabiber
Kekik
Tuz

Tarif:
Yeşil mercimekleri haşlayalım. Bir tencerede makarnamızı haşlarken, tavada sosumuzu hazırlayalım.Soğanı ince ince doğrayarak tavada soteleyelim sonrada ince doğranmış biberi ekleyelim. Sonra patatesi soyup rendeleyelim ve tavaya ekleyelim. Patatesle beraber tuz, baharatlar ve salçayı da ekleyelim. Patatesler pişinceye kadar sosu pişirelim. Patates bütün su ve yağı çekeceğinden dibi tutacaktır makarnanın haşlama suyundan ekleyebiliriz. Sosun makarnaları tutabilmesi için biraz sulu olması da lazım. Bu arada hafif sert (aldente) haşlanan makarnamızı süzüp tencereye tekrar alalım. Hazırladığımız mercimekli sosumuzla karıştırıp sıcak servis yapalım. Afiyet olsun.

24 Şubat 2012 Cuma

Portakallı Ricottalı Bisküvi Tatlısı

Bir dakikada bir tatlı nasıl yapılır?
Doğal olarak evdeki hazır malzeme ve yaratıcılıkla. Bir çokoprens yada başka birkaç bisküvi tabağa ufalanır. Üzerine biraz ricotta (taze lor) eklenir. Bir kaç parça portakal eklenir. Üzerine birkaç yemek kaşığı bal gezdirip kakao ile süsleyip servis yapabilir. İstenirse muz, elma, armut, çilek gibi başka mevalarda kullanılabilir.

Hazırlaması bir dakika damakta bıraktığı zevk tarifsiz. Bizim Mert tadına bakınca kısa bir süre hafızasını kaybetti. Lezzetin etkisi geçinceye kadar İbrahim Tatlıses dinleyip yazgısına isyan etti. Sonra yavaş yavaş normale döndü. Tahminen bu durum on dakika kadar sürdü.




Deneyin kesinlikle pişman olmazsınız. Ricotta yerine mevsimine göre dondurma, kaymak, krem şanti hatta yoğurt bile kullanabilirsiniz. Afiyet olsun.

16 Şubat 2012 Perşembe

Pratik Kesmik Baklavası



Büyüklerimizin yaptığı ev baklavalarının tadı mutlaka damağımızda. Günümüz kentsel yaşamı içinde klasik baklavaları yapacak zamanımız yok. Hazır aldığımız baklavalarda da istediğimiz lezzet yok. Hatta ben İstanbul da kesmik baklavası satan bir yer duymadım. Bunun için biraz hazır malzeme ile fazla bilinmeyen bir malzeme olan kesmikle size kolay bir tarif vereceğim.

Malzemeler
1 paket baklavalık hamur
150 gr tereyağı
100 mlt sıvı yağ
Kesmik için:
2 lt süt
1 limon yada 1 bardak yoğurt suyu
1 kaşık mısır yada buğday nişastası
200 gr toz şeker
Şerbet için:
400 gr toz şeker
2 su bardağı su
Bir tatlı kaşığı limon suyu
 
Kesmiğin hazırlanması
Kesmiğin lor yada çökelekten farkını önceden bloğumda anlatmıştım. İstenirse kesmik yerine taze lorda kullanılabilir. Önce sütü ısıtıyoruz, kaymağı şişmeye başladığı anda limon suyu ve yoğurt suyunu ardından bir kaşık nişastayı ekliyoruz.  Çok az daha kaynatıp tencereyi indiriyoruz. Tencerede bu şekilde 4 yada 5 saat dilendirip bir süzgece konmuş ince bir tülbentten bir gece süzüp suyunu almak kısaca kesmiği bir gün önceden hazırlamaya başlamak en iyisi. Eğer zamanınız yoksa 1 saat dinlendirip 1 yada 2 saat süzmekte yetebilir.

Kesmik baklavası tuzsuz peynirlede yapılabilir. Fakat peynir soğuyunca sertleşir ve yerken pek hoş olmaz. Bu sebeple peynirli yapılırsa hemen sıcak sıcak servis yapmak gerekir. Bazı insanlar kesmiğin tadını sevmiyorlar bu sebeple yada başka sebeple peynirli yapmak gereği varsa kesmik ile karıştırılarak sertleşme önlenebilir ve peynir tadı korunabilir.

Baklavanın Hazırlanması:
Marketten aldığımız baklavalık hamurları geleneksel olarak yağlayarak 20 kat tepsiye döşedikten sonra arasına toz şeker ile karıştırdığımız kesmiği koyup üstünü 20 kat daha yufka döşeyerek geleneksel kesmik baklavası yapılabilir. Fakat bu tip bir baklavada çıtır yapabilmek ustalık istediği gibi hazırlandığında hemen servis edip kısa sürede bitirmek gerekir. 

Eğer yufkaların her birini gül gibi yapıp baklava hazırlarsanız pişirdiğinizde baklavanız garanti çıtır olur. Ne zaman isterseniz şerbetleyip servis yaparsınız çıtırlığını kaybetmez. Gerekirse bir kaç gün bekleyebilir şerbetlenmediği için şekerlenme yumuşama yapmaz. Hatta ılık seviyorsanız hafifçe tavada ısıtıp şerbetleyip sevis yapabilirsiniz. (mikro dalgada yumuşayıp çıtırlığını kaybediyor!)Yani bu yöntemle yapılmış baklava size çok esnek ve kolay bir servis seçeneği sunar. Peki bunu nasıl yapacağız.


Tereyağı ve sıvı yağımızı bir tavada eritiyoruz. Önce yufkamızı yağlıyoruz.







Yağladığımız yufkanın bir tarafına düz bir çizgi halinde kesmiğimizi koyuyoruz.







Kesmik yerleştirilmiş yufkamızı yuvarlayarak kapatıyoruz.








Yufkamızın bir ucunu sabit tutarak olduğu yerde halkalar halinde sararak gül şeklini veriyoruz.







Daha sonra tabanına pişirme kağıdı koyduğumuz tepsiye diziyoruz. Tepsimizi 175 C fırında yaklaşık yarım saat pembeleşinceye kadar pişiriyoruz. 





Tencerede kaynattığımız şerbetimizi de hazır ediyoruz. Ne zaman sevis yapacaksak üstüne kaşıkla şerbet dökerek (ben şerbetin içine atıp biraz bekletip tabağa almayı daha çok seviyorum) sevis yapıyoruz.





Önceden de belirttiğim gibi hazır pişmiş baklavayı dilediğimiz zaman sevis yapabiliriz. Beklemesinde hiç bir sakınca yok. Şerbetsiz beklediği içinde hiç yumuşamıyor. Aynı tarifi cevizlide yapabilirsiniz. Biraz şekerle karıştırdığınız ceviz içini kesmik yerine koyarak hazırladığınız baklavayı aynı şekilde sevis yapabilirsiniz. Biz bu yazıyı hazırlarken karışık yaptık hem cevizli hem kesmikli ikisini birlikte sevis yapmakta farklı olabilir. Sadece ikisi beraber pişerken cevizli güller daha çabuk pembeleşiyor! Belki Antep fıstıklı yada başka malzemeler ile de bu tarifi uygulamak mümkün!
Cevizli Pratik Baklava
Afiyet olsun, ağzınızın tadı eksilmesin.

12 Şubat 2012 Pazar

Kesmik, Lor, Çökelek, Ricotta


Kesmik Isparta ilimizde özellikle Yalvaç ilçesi ve yöresinde ısıtılmış sütün limon suyu, sirke yada yoğurt suyu gibi asitik ürünlerle asitliğini değiştirerek elde edilen pıhtıdan üretilen bir süt ürünüdür. Genellikle tatlı yapımında kullanılır. Kesmik baklavası, kesmikli güllaç dolması yapılır.



Ricotta ile lor koyun veya inek, keçi, manda sütlerinden peynir üretiminden arta kalan peynir altı suyundan yapılan bir süt ürünüdür. Tipik ricotta yada lor peynir olarak anılmasına rağmen sütün mayalanması ve kazein pıhtılaşması ile oluşmuş bir ürün değildir. Daha ziyade, peynir üretimi sırasında ayrılan peynir altı suyu içinde kalan özellikle albümin, globulin ve diğer süt proteinlerinin ısı ile pıhtılaştırılmasıyla yapılır.


Çökelek ise yağı alınmış ayranın yani yoğurdun ısıtılarak pıhtılaştırılması yada çökertilmesi ile elde edilen bir süt ürünüdür. Genellikle de lor ile karıştırılır. Kesinlikle de farklı ürünlerdir. Çökelekte elde edilen ürün keselerde suyu süzüldükten sonra tuzlanır hatta dayanıklılığını artırmak üzere biraz daha suyuda uçurulur. Silifke yöresinde “hamçökelek”, Anamur yöresinde “keş”, Rize yöresinde “minci”, Hatay yöresinde “sürk”, Trakya'da “ekşimik” adıyla da anılır. Çökeleğin işleniş biçimine ve içine eklenen baharat ve otlardan dolayı değişik isimler almış çeşitleri vardır.

İtalyan ricotta genellikle koyun, peynir altı suyu, inek, keçi veya manda sütünden yapılırken, Amerika da sadece inek sütü peynir altı suyu ile yapılır. Her iki tipinde yağ ve sodyum miktarı düşük olmakla birlikte Amerikan versiyonu hafif tuzlu ve nemli iken, İtalyan versiyonu doğal tatlıdır. Taze, yumuşak formuna ek olarak tuzlanmış pişmiş ve tütsülenmiş olarakta satılır. Bu şekilde daha uzun bir raf ömrü sağlanmaktadır. Ricottonun beyaz ve biraz suyu uçurularak sertleştirilmiş şekli “ricotta salata” olarak adlandırılır. Ricotta salata ince bir sepet örgü deseni ile dekore edilmiş tekerlekler şeklinde satılmaktadır.



"Ricotta infornata" sıkıştırtmış yumuşak bir lor parçasının esmerleşinceye hatta bazen kahverengileşinceye, kömürleşmiş kabuk oluşuncaya kadar fırınlanması ile üretilir. Ricotta infornata özellikle Sardunya ve Sicilyada popülerdir ve bazen de “ricotta al forno” denir.




Ricotta affumicata” ricotta infornata benzer. Yumuşak bir ricotta parçasının meşe ve kestane ağaçlarının dumanı ile tütsülenmesi ile gri bir kabuk oluşturulur.  Kayın ,ardıç ve bazı otların  tütsülemeye eklenmesi ile kendine özgü yanmış ahşap kokusu yakalanır.




İspanyolların ve meksikalılarında kendilerine özgü üretim teknikleri ve saklama şekillerinden dolayı farklılaşan ricottaları vardır. Bizdeki lor üretilir üretilmez raf ömrünü uzatmak üzere tuzlanarak piyasaya verilir. Son yıllarda ricotta benzeri ürün talepleri nedeni ile tuzsuz lor yada taze lor ismiyle tuzlanmadan da satılmakta. Vakumlu paketlerde az tuzlu kahvaltılık lor ismiyle satılan sekiller de var.

Doğal olarak bu ürünlerin hepsi sütün ömrünü uzatmak üzere geliştirilmiş yöntemler. Kesmik peynir üretiminin bir alt ürünü değil. Yaklaşık olarak ısıyla ve ph değiştirilmesi ile pıhtılaştırılabilen tüm süt ögelerini içinde bulundurulduğu için lor yada ricottadan daha besleyici. Çökelekte içinde yağ bulundurmamasına rağmen buna yakın (hatta belki daha fazla tercih edilebilir.) tuzlu olması dışında eksisi yok.

Fakat bizim oraların kesmik ile yapılan baklavası ve kesmikli güllaç dolması bir başkadır. Geleneksel yöntem dışında bu tatlıların şehirde kolayca yapılabilecek bir tarifini vereceğim bekleyin!

11 Şubat 2012 Cumartesi

Saç Böreği



Çocukluğumuzda Yalvaçta evlerde yapılan en önemli gastronomik faaliyetlerden birisi saç böreği idi. Hamur yoğurulur, saç hazırlanıp, sacayağının üzerine gonur (üç ayağın üzerine yerleştirilir). Tablada böreklik yufkalar yayılırdı. (Hamur tahtasında böreklik hamurlar açılırdı.) Çirpi odun tezek ne malzeme varsa sacın altında yakılır. Yayılan hamurun içine peynir, patates, ot (ıspanak), kıyma, haşgeş (haşhaş) yoğurt, yumurta, kabak gibi malzemeler konur. Saçta iki tarafı pişirildikten sonra sıcak sıcak yağlandığı gibi afiyetle yenirdi.

Çocukluğumuz bu lezzetlerle geçti. Şimdi evlerimiz, apartman yaşamı saç yakmaya müsait olmadığı gibi günlük yaşantımızda hamur yoğurup börek yapacak  zaman da yok. Endüstriyel büyük şehir yaşamı ne yazık ki hayatımızdan pek çok şeyi almış durumda.

Hazır yufka ve teflon tava aynı şey olmasa da çocukluğumuzun tatlarını ve zevklerini bize yaşatabiliyor. 


Marketten aldığımız yufkaları ortadan ikiye bölüyoruz.
Yarım yufkanın yarısına börek içimizi koyuyoruz.





Sonra diğer yarısını üzerine kapatıyoruz. Yanlarının yapışması ve içindeki malzemenin pişme ve sonrasında dökülmemesi için yanlarına fırça ile su sürmek ve kapattıktan sonra yapışsın diye parmaklamakta yarar var.





Daha sonra teflon bir tavada iki tarafını pişiriyoruz.







Dilersek tereyağı ile yağlayarak sıcak servis yapıyoruz.







Doğal olarak şehir yaşamının sağladığı iş bölümü içinde pek çok saç böreği yapan yer bulmak mümkün. Fakat bu işletmelerdeki ticari kar kaygısı hazır yufkadan tavada pişirdiğimiz börekte bile ulaşılan lezzete ulaşmayı engelliyor. Sanki tüm saç börekçiler de en adi peynir kullanılacak ve böreğin içine çok az miktarda konacak diye bir kural var. Ben ıspanaklı ve kabaklı böreğide çok seviyorum ve bunu pek şehir börekçilerinde bulmak mümkün değil. Afiyet olsun.

7 Şubat 2012 Salı

Arap Camii



Karaköy den tüneli sağda bırakarak Perşembe Pazarına doğru ilerlersek bir kilometre kadar ilerde Tersane caddesi ile Avusturya Lisesinin arasında sokak arasında kalmış, sıkışmış bir cami görürüz. Bu sıkışıklığın içinde azametini hak ettiğince gösteremeyen bir binadır. Uzunlamasına gelişen ve dikdörtgen bir kapalı mekanı olan mabedin üzerini düz bir çatı örter. Kilise olduğu dönemden kalma çan kuleside yapının doğu ucunda kale gibi yükselir. Orta çağ avrupa kale kuleleri gibidir.  Her yönü ile ilginç bir binadır. 

 Bu binanın araplar tarafından yapıldığına dair bir inanış olmakla beraber binanın yapısı ve seklinin tam bir Latin kilisesinin özelliklerine sahip olduğunu görürüz.  Cenevizliler burada ticaret kolonisi kurarken bu binayı da Aziz Dominik adına bir katedral olarak inşa ettikleri sanılıyor.

MS 717 de Emevi Halifesi I Velid İstanbul kuşatması sırasında Galatayı almıştır. Muhtemelen bu sırada burada mevcut olan katedrali camiye çevirmişlerdi.  Bu bölgede kaldıkları yedi yıl boyunca ibadet ihtiyaçları için bu camiyi kullanmışlardır. Daha sonra arapların geri çekilmesi ile tekrar kilise olarak kullanılmıştır.  Şu anda arkeoloji müzesinde bulunan çeşitli katolik mezar taşları Arap camii 1900 lerde onarılırken bulunmuştur. Bunların 1453 ten sonra bir tarih taşımamaları Fatihin o sıralar binayı cenevizlilerden alıp camiye çevirdiği tezini kanıtlamaktadır.  Bu tamirat sırasında binaya arabesk bir son cemaat yeri eklenmiştir. 
Özel Minaresi

II Bayezit döneminde ispanyadan yahudilerle beraber az sayıda Endülüs arapta gelmiştir. Bu araplar Gala taya yerleştirilmiş ve bu camiyi ibadetleri için kullanmışlardır. Arap Camii isminin kaynağı ile ilgili rivayetlerden bir tanesi de budur.

Restorasyon Sırasında Avlu
 2010 yılı Avrupa kültür Başkenti projesi ve Vakıflar Bölge Müdürlüğünün katkıları ile şu anda bina ciddi bir restorasyon geçiriyor. Binanın son cemaat yerinde ibadet devam ediyor, diğer bölümler kapalı. Basında çeşitli yazılar çıktı restorasyon sırasında ilk hristiyanlık dönemine ait çeşitli mezar odaları bulunduğu ve bazı duvarlarda sıvanın altında freskler olduğu ile ilgili, fakat henüz resmi bir açıklama yok. 

Sonradan Eklenen Socemaat Yeri
 Arap Camii İstanbul da Osmanlı öncesi ilk gotik eserdir. İstanbul bölgesindeki en eski camidir. Sur içinde yer almayan kiliseden çevrilmiş tek camidir. Tarihi ve kimin yaptığı ile ortada ciddi bir bilimsel açıklama yoktur. Bu gizemli tarihçe içerinde kilise olarak yapılıp Araplarca camiye çevrildiği sonradan Arapların çekilmesi ile yeniden kilise olarak kullanıldığı daha sonra Osmanlılarca yeniden cami yapıldığı kuvvetli ihtimaldir.

Galata yada Karaköy'e yolunuz düşerse görülmesi gereken bir eserdir

5 Şubat 2012 Pazar

İçli Köfte




  İçli köfte buğday yada bulgur yoğun kullanılan mezopotamya mutfağında daha çok Suriye Lübnan bölgesinde yapılan bir yemektir. Arapça daki ismi “kibbe” olup ülkemizde Antep, Hatay, Adana, Mersin bölgesinde yoğun hazırlanan bir yemektir.  Bununla birlikte, tüm İç Anadolu ve Güneydoğu illerimizde de yaygın olarak değişik versiyonları yapılır. 1950 li yıllarda yapılan anketlerle 1961 yılında Milli Eğitim bakanlığının bastığı 1961 basımlı “Anadolu Yemekleri ve Türk Mutfağı” adlı kitapta bir adı da “İçli Şam Köftesi “ olarak anılıyor.
  Yapımı biraz meşakkatli bir yemek olduğu için gündelik olarak fazla hazırlanmaz. Daha çok misafir ağırlanan yemeklerde hazırlanır.  Temel hazırlanma şekli aynı olmakla beraber değişik boylarda hazırlanabilmektedir. Haşlanarak yada kızartıla servis edilebilir.

  Eskiden evlerde yapılan içli köftelerde bulgur bölümü yada dışı yapılırken ince yapmak gibi bir çaba olmazdı. Böl bulgurlu dış kısmını tüketmekte sevilirdi. Şehirleşme ile beraber oluşan endüstriyel gıda üretimi dış kabuğu daha ince içli köfteler yapmak gibi yeni bir tercih ortaya çıkarmıştır.
 
Yapılışı:

İç Malzemesi:
1 kg Yağlı Kıyma
1,5 kg Soğan
150 gr Salça
2 çay kaşığı Karabiber
2 tatlı kaşığı Kimyon
Arzu edildiği kadar Kırmızı Biber
200 gr iç ceviz
3 çorba kaşığı tereyağı

Dış Malzemesi:
1,5 kg Köftelik İnce Bulgur
250 gr İrmik
200 gr Buğday Kırması
250 gr Un
3 yumurta akı
100 gr Salça
Tuz

 
İçin Hazırlanması: Kıymayı tavaya koyup kendi yağı ile kavuralım.  Yağlı kıyma aldığımız için et suyunu salıp çekmeye yüz tuttuğunda altını kapatıp kıymayı tavanın bir tarafına çekelim.  Tavayı kıymalı tarafı yüksekte kalacak şekilde yerleştirip yağın süzülmesini bekleyelim. Kıymayı tavadan alıp yağa doğranmış soğanları koyup üç kaşık tereyağını da ekleyip karamelize oluncaya kadar pişirelim. Daha sonra önceden kavurduğumuz kıyma, salça, karabiber, kimyon ve kırmızı biberi ekleyelim. Tuzu da salçanın tuzunu dikkate alarak ayarlayalım. Hazır olan içi bir gün bekletip dondurmakta fayda var. Zaman yoksa en az bir kaç saat beklemeli.



Dışın Hazırlanması:
Bulguru dış malzemeyi yoğuracağımız tepsiye dökelim.







 Birer kasede irmik ve kırık buğdayı ıslatalım.



Islattığımız irmik ve Buğday kırmasını bulgura ekleyelim.






Unu ekleyelim.








Salçayı ekleyip yoğurmaya başlayalım.







Katı bir hamur şeklini alıncaya kadar su ekleyerek yoğuralım.






Avuç içinde kase şeklinde şekillendirelim.






 İçine iç malzememizi koyup kapatalım.Bu arada içi dışa koymaya başlamadan dövülmüş cevizimizi de iç malzememize ekleyelim.







Dilersek haşlayarak dilersek yağda kızartarak içli köftelerimizi servis hazır hale getirebiliriz.






Bazı bölgelerde köfteler daha küçük yapılıp tabakta yağlı yoğurtlu yada başkaca soslarla servis edilebilmekteler. Bazen içe patateste katılabiliyor. Dışı patatesli yapılan bir versiyonda var. Hatta içe kıyma yerine ıspanak konulan bir yeni yaklaşımda internette yada TV kanallarında boy göstermeye başladı. Afiyet olsun!







31 Ocak 2012 Salı

Yeniköy

Yeniköy Yalıları
 Yeniköy, İstanbul boğazının Rumeli yakasında yer alan en güzel semtlerden birisidir. İlçe olarak, Sarıyer'e bağlıdır. Kuzeyinde Tarabya, güneyinde ise İstinye semtleri ile komşudur.

Yeniköy'ün yerleşim bölgesi olarak ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmiyor. Bazı kaynaklar Bizans döneminde böyle bir semte rastlanmadığından bahsederken, bazı kaynaklar ise tam aksine, Bizans döneminde ki adını bile vermektedirler. Ancak kesin olan, Yeniköy'ün Kanuni Sultan Süleyman'ın(1520-1566) fermanı ile, Karadeniz, özellikle Trabzon ve Rize tarafından getirtilen Rum ve Türk ailelerin iskan edilmesiyle kurulduğudur. Yeni bir yerleşim bölgesi olan buraya Türkler Yeniköy, Rumlar ise, aynı anlama gelen Neohorion(Neokhorion) demişlerdir. Zamanla Neohorion kelimesi, biraz kısaltılarak Nihoriye dönüşmüş ve öyle söylene gelmiştir.

Ne var ki bazı kaynaklar, Yeniköy'ün antik çağlarda ki varlığından bahseder ve isminin Neapolis(yenişehir), olduğunu yazar. İstanbul'un fethinden sonra Romanya'nın Geni bölgesinden gelen Ulah ailelerinin yerleştiği bu bölgeye, Geniköy'den esinlenerek, Yeniköy denilmektedir. Bizans döneminde, semtin üst kısımlarında ki kocayemiş ağaçlarının çokluğundan esinlenerek aynı anlamı veren, Kamarodes(Kommaros) denilirdi. Bizans öncesinde ise, Makedonyalı Filip'in komutanlarından Demotriyos, çok sıcak bir günde bu yörede yaptığı savaşta Bizanslılara yenildiği için, günün anısına semte, Termimeriyon (termineri), yani sıcak köyü denilmiştir.

17.yüzyılda Padişah Kanuni Sultan Süleyman(1520-1566) bir ferman çıkararak İstanbul'un çevresindeki boş alanların yerleşim bölgesine dönüştürülmesini ister. Bu istek üzerine bir çok yerleşim bölgesi kurulur. Bu yeni yerleşim bölgelerinden biri de Yeniköydür.

Yeniköy'ün yerli halkı Karadeniz yöresinden, özellikle Trabzon ve Rize'den getirilen Rum ve Türk ailelerdir. Semte sonra Ermeniler daha sonrada Museviler gelerek yerleşmişlerdir.

Evliya çelebi Seyahatnamesinde Yeniköy ile ilgili şöyle yazmaktadır: " Burası Sultan Süleymen'ın fermanı ile iskan edildiği için Yeniköy derler. Üç bin haneli, bağlı ve bahçeli müzeyyen bir şehirdir. Galata kadısı'nın naibi hükmünde olup, subaşısı, yeniçeri Serdar'ı, çavuşu ve yasakçıları vardır. Üç camii olup, lebiderya'da olan kaptan Halil paşa cami gayet şirindir. Hacı Ömer hanesi önünde, yeniçeri avcıları, Istranca dağlarında avladıkları Karacaların etini padişah için pastırma yaparlar, evin önünde ki çimenzar sofada perverde ederler; çünkü buraların ab-ı latifdir. Bir hamamı, bir hanı ve bekar odaları, iki yüz dükkanı vardır. Karadeniz'e giden gemilerin kaptanları, peksimeti Galata'dan ve Yeniköy'den alırlar.

Yeniköy'de diğer boğaz semtleri gibi sık sık Rus ve Don kazaklarının saldırısına maruz kalır. Rus kazaklarının 1624 yılında yaptıkları saldırıda, saldırganlar üç yüz kadar şayka[ küçük fakat çok süratli tekne] ile Yeniköy'e saldırır, etrafı yakıp yıkar, ne varsa yağmalarlar, çok sayıda Türk ve Rum'u öldürüp, binden fazla esir alarak çekip giderler. Yeniçerileri bayram nedeni ile müdahale edememiş olması bu felaketi, Yeniköylülerin başına getirir. Ne var ki, Rus ve Don kazaklarının saldırıları pek çok kez tekrar etmiş, ve Yeniköy gibi diğer semtlerde yağmalanmıştır. Nispeten genç bir yerleşim bölgesi olmasına karşın Yeniköy'de pek çok tarihi eser vardır. Bilhassa sahil şeridinde ki yalılar, sahilhaneler, ana caddenin üst kısımlarında ki konak ve köşkler birer tarihi yapı özelliği taşır.

Yeniköy'de üç tarihi cami vardı. Bu camilerden biri Padişah II.Osman döneminde(1618-1622) Kaptan-ı derya ve sadrazam Güzelce Ali Paşa tarafından yaptırılan camidir. Bu camiye Çelebi Ali Paşa cami de deniliyordu. Diğeri, şeyhülislam Zembilli Ali efendinin oğlu Fazlı efendi(ö:1583) tarafından yaptırılan Molla Çelebi cami ve diğeri de derya reislerinden Osman Ağa  tarafından yaptırılan Osman reis camii idi.Bu camilerden Molla Çelebi cami ile Çelebi Ali paşa camii, 1958 yılında yapılan yol genişletme çalışmaları  sırasında yıkılmış gitmiştir. Ancak Osman Reis camii halen durmaktadır.

Yeniköy'de günümüzde beş cami vardır. Bunlar: Osman Reis camii(1635), Yeniköy çarşısı içinde ki yeni cami, Bağlar mevkii Cevahirler camii, askerlik şubesi karşısında ki sokaktaki Yeniköy  yeni cami(1966), ve kalender üstü mahallesi camidir. Bu camilerden Osman Reis cami, Yeniköy'de ki en eski ve önemli tarihi yapılardan biridir. Bu cami 1903 yılında Ahmet Arif paşa tarafından bugünkü haliyle yeniden inşa edildi. Caminin alt tarafında(deniz tarafı) bir haziresi(mezarlık) bulunmaktadır. Cami bahçesinde çok eski tarihlerde yine bu camiye ait bir okul vardı. Ancak günümüzde bu okul ile ilgili  bir iz yoktur.

Yeniköy'de ki bir başka tarihi eser, Yeniköy hamamıdır. Bu hamamı İskender paşa yaptırdığından, İskender Paşa hamamı olarak da anılır. Hamam, Yeniköy Köybaşı caddesi üzerinde cami yakınlarında idi. Yol yapım çalışmaları sırasında ve 1958 yılında yıkılmıştır. İskender paşa  vakfında olan hamama, Reisler hamamı deniliyordu. Yeniköy'de bir de Şeyh İsmail efendinin kurduğu Halveti tarikatı tekkesi vardı. Bu tarikatın tekke binası günümüze kadar gelmemiştir, ancak bahçesinde ki mezarlıkta bulunan mezarlar ve mezar taşları halen korunmaktadır.

 Yeniköy'de beş kilise, bir sinagog inşa edilmiştir. Bunlar; Ayios Nikolaos, Ayios Yeorgios ve Panayia Kumariotisa Rum kiliseleri, Surp Asdvadzadzin ve Surp Hovhannes Mıgırdıç Ermeni kiliseleridir. Musevilerin de yeniköy  Sinagogu adını taşıyan bir sinagogları vardır. Panayia Kumariotisa kilisesi Meryem anaya ithaf edilmiş olup, inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak 17.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. 1722 yılında Yeniköy'de çıkan büyük yangında, üç kilisenin yandığı bilinmektedir. ikinci kez inşa edilen kilise, 1821 yılına kadar kullanılmıştır.1821 yılında Mora isyanı  nedeniyle bazı kiliseler  yakılıp yıkılmıştı. Bu kilisede yakılanlardan biri olmuştur. 1836 yılında İstanbul'u kasıp kavuran veba salgınının, Yeniköy'lü Kara Theodori paşanın uyguladığı karantina sistemi ile önlenmesi üzerine, Padişah Sultan II.Mahmud, çok memnun olmuş ve bu hizmete karşılık bugünkü kilisenin yapımına izin vermiştir.1837 yılında tamamlanan kilisede, değerli tarihi eser ikonalar ve üç katlı görkemli çan kulesi vardır. Çan kulesi ayrı bir binadır. 

Ayios Nikolaos kilisesi yeniköy'ün ikinci büyük kilisesidir. balıkçı ve denizcilerin koruyucusu Aziz Nikola adına ithaf edilmiştir. Bu kilisenin ilk yapım tarihi belirsizdir. 1772 yangınından sonra bir kaç kez yenilenmiştir. Bu kilisede tahrip edilen kiliselerden idi ve 1839 yılında yeniden inşa edilerek günümüze kadar gelmiştir. Kilise bahçesi içersin de ayrı bir bina olarak iki katlı çan kulesi 1888 yılında inşa edilmiştir.

Ayios Yeorgios kilisesi, İstanbul'da Kudüs Patrikhanesine bağlı ve aynı ismi taşıyan kiliselerden biridir. Bu kilisenin de ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak 1740 yılında mevcut olduğu, yıllık gelirinin 40 kuruş civarında olduğu ve bu haliyle  yeniköy'de ki kiliseler içersinde mali açıdan en fakiri olduğu kayıtlarda mevcuttur.  Bu kilise Simitçi Salih sokağı ile Valide çeşmesi sokağı arasında olup, bugünkü durumunu 1851 yılında almıştır.

Yeniköy'de, 17. yüzyılda az miktarda da olsa Ermeniler de yaşıyordu. Ermeni nüfusu  18. yüzyılda artmaya başlamış ve 20. yüzyılın başlarında cemaat olabilmişlerdir. Ermenilerin kilisesi Surp Asdvadzadzin kilisesi, Meryem anaya ithaf edilmiştir. 1760 yılında yapılan kilise, 1834yılında yenilenmiş olup halen kullanılmaktadır. Ermenilere ait ikinci kilise Surp Hovhannes Mıgırdıç kilisesidir. Vaftizci yahya'ya ithaf edilmiştir ve Yeniköy köybaşı'nda olup, ana caddeye yakındır.

Yeniköy'de ilk yerleşim yıllarında Musevi nüfus yoktu. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sayfiye amaçlı gelmeleri ve özellikle yaz aylarında ikamet etmeleri ile dikkati çektiler. Cemaat olacak duruma geldiklerinde ise, ibadet ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla, Musevi banker Kamondo ailesinin desteği ile 1870 li yıllarda askerlik şubesinin karşısında inşa edilen sinagogu hizmete açtılar.

Yeniköy'de ki her kilisenin bahçesinde mezarlık var. Kilise bahçesinde ki mezarlıklar hala bakımlı ve mezarların kimlere ait oldukları bellidir. Kiliselerin dışında ki  Rum mezarlıkları sahilden hayli içerde, yeniköy'ün sırtlarında olup kullanılır durumdadır. Ermeni mezarlığı ise, Yeniköy mezarlığı arkasında bulunan hakim bir tepe üzerindedir. Bu mezarlığı hangi olay nedeniyle  şehitlik olarak isimlendirildiği bilinmemektedir. Türk mezarlığı da Yeniköy'ün iç kısımlarındadır. Yeniköy'de Musevi mezarlığı bulunmamaktadır.

Yeniköy'de padişah III.Selim'in annesi Mihrişah sultan'ın yaptırdığı iki çeşme vardı. Köybaşı caddesi üzerinde bulunan tek yüzlü duvar çeşmesi 1805 yılında yaptırılmış fakat 1957 yılında ki yol yapım çalışmaları sırasında yok olmuştur. Mihrişah valide Sultan 1805 yılında bir çeşme daha yaptırdı. Çeşme, Molla Çelebi caminin kıble duvarındaydı. Ancak yol yapım çalışmaları sırasında 1957 yılında Molla Çelebi cami ile birlikte yıkılmıştır. Bu çeşme şimdi, askerlik şubesinin yanında ki parkın içinde olup, tarihi eser olarak korunmaktadır. Bu parkın içersinde bir de su terazisi vardır ancak hangi tarihde ve  kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Hüseyin paşa(ağa) çeşmesi, 1825 yılında kalender mevkinde ve yol üzerinde yapıldı. Ne var ki bu çeşmede yol yapım çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Yıkımdan nasibi alan çeşmelerden biri de üç kitabeli Hacı Baba çeşmesidir. Ana cadde üzerinde bulunan bu çeşmede, Ermenice, Türkçe ve Rumca olmak üzere üç kitabe vardır. Ermenice kitabede 1841, Rumca kitabede 1861 ve Türkçe kitabede 1863 tarihleri yazılıdır. Bu göstermektedir ki çeşme, üç kez bakım görmüştür. Bu çeşmede yol bakım çalışmaları sırasında yıkılıp gitmiştir. Yeniköy Yeni cami yanında ki büyük duvar çeşmesi de tarihi çeşmelerden olup, üzerinde herhangi bir kitabe olmadığından, kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir.

Mahallenin tek kaynak suyu, Kumsuyudur. Özgür sokağının ist kısmında bulunan bu çeşme, üç ayrı çeşme ile çarşı içine  iner. Birinci çeşme Özgür sokakta, ikinci çeşme Köyderesi sokakta, üçüncü çeşme ise Simitci Salih sokaktadır. Çeşmenin yapılış tarihi 1947 dir. Eski dönemlerde Yeniköy, su kaynağı bol olan yerleşim alanlarındandı. Bu nedenle de pek çok ayazma vardı. Yeniköy'de ki başlıca ayazmalar şunlardır: Panayia Tis Fatnis ayazması, Ayia Paraskevi ayazması, Ayios Haralombos ayazması. Panayia Tis Fatnis ayazmasının yapım tarihi bilinmemektedir. Su dolabı sokağında bulunan bu ayazma yığma  taştan yapılmış ancak sonradan ahıra dönüştürülmüştür. 1950 yılında Ayazmanın bulunduğu alan Rumlar tarafından satın alınmış, yeniden inşa  edilmiştir. Yeniköy'ün en bakımlı ve en büyük ayazmasıdır. Ayia Paraskevi ayazması, Yeniköy'ün hala en çok ziyaret edilen ayazmasıdır. Küçük bir kulübe durumundadır, suyu acıdır, göz hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Bu ayazmanın yanında, iki tarihi çınar ağacı bulunmaktadır. Ayios Haralombos ayazması, halen kullanılan bir ayazmadır ve kısa bir süre önce onarım görmüştür. Sayılan bu üç  ayazmadan başka  pek çok ayazma daha vardı. Ayios Therapnon ayazması adını taşıyan iki ayazma 1960 yılına kadar ziyaret ediliyordu, ancak zamanla kaybolup gitmişlerdir. Bu bölgede bulunan diğer ayazmalarda zaman süreci içersinde yıkılıp gitmişlerdir.

Mahallede ki asırlık ağaçların çokluğu dikkat çeker. Ayaparaskevi ayazmasının yanında ki iki çınar ağacından birinin çevresi 4.40 metre, diğerinin ise 2.85 metredir. Eski çifte Çınar gazinosu[şimdi böyle bir gazino yok] girişinde ki çınar ağacının çevresi 3.80 metredir. Tahsin Gürel[sonraları Ilıcak yalısı] yalısının bahçesindeki dev çınar ağacı ise, dipten beş dallıdır. Aynı yalının bahçesinde bulunan bir başka çınarda asırlık ağaçlardandır.

Yeniköy, Boğaziçi'nin en göz alıcı yerine kurulmuş bir yerleşim bölgesidir. Her iki yanında koy olması(İstinye-tarabya) önemini daha da arttırmıştır. Deniz suyunun biraz akıntılı ama temiz, semtin iç kısımlarına gidildikçe yeşil ve ağaçlık alanların bolluğu, havasının fevkalade güzel olası ile İstanbul'un çok çabuk gelişen ve ilgi çeken mahallelerinden olmuştur.

Yeniköy'ün kuruluşunda iki mahalle ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri Türk mahallesi diğeri ise Türk mahallesidir. Türkler İstinya'ye kadar olan bir alanda yerleşmişlerken, Rumlar da Kalender'e kadar olan bir alanda yerleşmişlerdi. Türkler kendi mahallelerine Yeniköy, Rumlar ise Neohorion diyorlardı. yeniköy, 19. yüzyılın sonları ile 20.yüzyılın başlarında çok ilgi çeken semtlerden biri oldu. Bilhassa devlet adamları ile bürokratların ilgi göstermesi, zenginlerin, paşa, paşazade, devlet adamları ve bürokratların Yeniköy'e yerleşmesi burayı yalılar, sahilhaneler ve konaklar semti yapmıştır.

Kalender Köşkü

Yeniköy'de ilk tarihi eser binayı yaptıran, Sultanahmet cami bina emini, Kalender çavuş  olmuştur. Kalender cavuş burada büyük bir hamam ve sahilsaray yaptırdı. Semt bu nedenle de Kalender adını aldı. Halen ordu evi olarak kullanılan Kalender köşkü, Padişah III.Ahmet döneminde(1703-1730) Sadrazam Damat İbrahim paşa tarafından yaptırıldı. Bu bina daha önce Kalender Çavuş tarafından yaptırılan binanın temelleri üzerine inşa edilmiştir. Bazı kaynaklarda bu binanın 1866-1875 yıllarında yaptırıldığı belirtilmektedir. Kalender köşkünde, Sultan Aziz 27.09.1864 tarihinde III.Napoleon'un kuzeni Muray'ı kabul etti. Bu muhteşem köşk bir kaç kez yangın geçirmiştir. Son kez 1939 yılında yandı. 1967 yılına kadar harap bir vaziyette kalan yalı, bir kat ilavesiyle yeniden inşa edilmişi ve günümüzde ordu evi olarak kullanılmaktadır.


Mr Walker sahilhanesi 1870 li yıllarda yapılmış olup günümüzde sahibi Eczacıbaşı ailesidir. Kalender caddesi üzerindeki Mühendis Nebil Serter yalısı 19. yüz yılda Sultan Abdülhamid döneminde yaptırılmıştır. Eski Sarıyer adliye binası daha önceleri Polonya büyük elçiliği idi. Bina 19. yüzyıl başlarında inşa edildi. Bu binayı İlhami Özdemiroğlu satın aldıktan sonra, 1960 yılında Sarıyer adliyesi olmuştur. 1972 yılında büyük bir yangın gördükten sonra onarım görmüştür. Cezayirliyan yalısı da tarihi binalardandır. 1885 yılında inşa edilmiştir.Bu yalı I.Dünya Savaşından önce Avusturya-Macaristan büyükelçiliği daha sonra da yazlığı olarak kullanılmıştır. Yalının en büyük özelliği, giriş taşlığında ki çakıl taşı süslemelerinin muhteşem bir güzelliğe sahip olmasıdır. 


Yeniköy Balıkçı Barınağı
  Tarabya-Yeniköy yolu üzerinde ki 48 numaralı yalı,1885 yılında inşa edilmiş olup İbrahim Esi'ye aittir. Bu yalının bir diğer ismide F.Selman Kabibay yalısıdır. Deniz kenarında ve Yeniköy'ün küçük balıkcı barınağının hemen yanında ki yalı 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olup, Ziya Kalkavan yalısı ismini taşımakta ise de, bu yalı Armatörler Kooperatifine aittir. Yeniköy'de sahilhaneler, yalılar birbirini kovalar. Sandoz yalısı olarakbilinen yalının ilk sahibi, Mösyö Pardoe idi. Sonraları yalıya, Fuat-Feride irel ailesi sahip oldular. Dadyan yalısı,18. yüzyılın sonlarında inşa edildi. Sahibi Sultan II.Abdülhamid'in vezirlerinden Dadyan idi. Bu binayı zengin tüccarlardan Ermeni Düzoğlu yaptırmıştır. Ne var ki büyük harcamalarla yapılan bu yalı nedeniyle Düzoğlu yolsuzluklarla suçlanmış ve sonuçte saray gibi olan bu yalının balkonunda asılarak idam edilmiştir. Yalı daha sonraları Nikola Aristarhi'ye geçmiş, daha sonrada Dadyanlar tarafından satın alınmıştır. Binanın son sahibi ise Adil Sezer dir. Baran yalısı 1897yılında inşa edilmiş sonra da el değiştirmiştir. Yalıyı önce Hamapolos isimli bir şahıs satın almış, daha sonra 1920 yılında Dr. Muvaffak Gören yalının sahibi olmuştur. Bu yalının yanı başında Ali Rıza paşa yalısı bulunmaktadır. yalı 19. yüzyılın sonlarında bir Fransız Musevisi tarafından inşa edilmiş, 1908 yılında yalıyı Ali Rıza Paşa satın almıştır. Yalı bu isimle anılmaktadır. Rum parayia Mütevelli heyetinin sahibi olduğu 11 kapı numaralı yalı, 1850-1875 yılları arasında yapılmış olan tarihi özellik taşıyan bir yalıdır. Faik bey ve Bekir yalıları birbirine simetrrik olarak yapılmış yalılardır. Son sahipleri Müh. Adnan Ünlütürk ve Lütfiye Kurtoğludur. 1890-1895 yılları arasında yapılan yalı, Yeniköy vapur iskelesinin hemen yanındadır. 

Yeniköy İskelesi
 Yeniköy vapur iskelesinin yanında ki(İstinye tarafı) yalının yapılış tarihi belli değildir. İlk sahibi olan Eyüp paşa'dan Hacı Parsık İhmalyan'a geçmiş uzun yıllar lokanta olarak kullanılmasına rağmen son yıllarda kaderine terk edilmiş durumdadır. Mısırlı Fuat bey yalısı bilahare Baltacıoğlu yalısı olmuştur. 18. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olan yalıyı Fuat bey, Mısırlı İhsan bey'den satın almışsa da daha sonraları yalı önce Boronkay ailesine sonraları da Mustafa Özkan'a satılmıştır.

Yeniköy'deki tarihi eser yalılardan biri de Tahsin bey yalısıdır.Tahsin bey'e ait şirketin iflasından sonra yalı, Ilıcak ailesine geçmiştir. Bu ailenin de iflası üzerine yalıya Enka şirketi ortaklarından Sadi Gülçelik sahip oldu(1975) 1980 yılında elim bir uçak kazası sonucu Sadi Gülçelik ölünce, yalı tekrar Ilıcak ailesine geçti. daha sonra Borç-Alacak olayları nedeniyle yalı, Doğuş grubu tarafından haciz edildi. Erol Aksoy ile Ilıcakların anlaşmaları üzerine yalıya Erol Aksoy sahip oldu. Ne var ki,yalı Erol Aksoy'da fazla kalmadı ve 2004 yılında Sabancı ailesi tarafından satın alındı. Bu yalının bir ismi de lanetli yalıdır. Bu ismi almasının nedeni, yalıya sahip olanların hiç birisinin işlerinin iflah olmamasıdır. Bu yalının en büyük özelliği seksen metrelik bir rıhtıma sahip olmasıdır. 

Sait Halim Paşa Yalısı
Yeniköy'ün en görkemli yalılarından birisi de Sait Halim paşa yalısıdır. 1875- 1900 yılları arasında yapılmıştır. Yalının bir ismide, bahçesinde Aslan heykeli olması nedeniyle Aslanlı yalıdır. Mısır prensi tarafından satın alınan harap haldeki yalı, bugünkü haliyle yeniden yaptırıldı. 1950 li yıllarda ki yol bakım ve genişletme çalışmaları sırasında yalıyı, koruya bağlayan ve geçiş veren iki köprü yıktırılmıştır. Sadrazam Sait Halim paşa'nın bu yalısında Türk-Alman anlaşması imzalandı ve Osmanlı imparatorluğu bu anlaşma ile I.Dünya savaşına girdi. Bu savaş osmanlı imparatorluğunun çökmesine neden olmuştur. Sadrazam Sait Halim Paşa, 1921 yılında Paris'de bir Ermeni komitacı tarafından öldürüldü. Yalı 1960 yılında Turizm bakanlığı tarafından satın alındı ve değişik amaçlar için kullanıldı. Bir ara eğlence merkezi yapılan yalı, sonraları Başbakanlık yazlık komutu olarak da değerlendirildi. yalı 1980-1984 yılları arasında büyük onarım gördü. 1995 yılında yangın geçiren yalı, Turizm bakanlığı tarafından yeniden onarıldı ve 2004 yılında kırk dokuz yıllığına Göçtur turizm firmasına kiralanmıştır.

Köybaşı caddesinde ki yalılardan biri de çaycı İstapan yalısıdır. Ne zaman yapıldığı bilinmiyor. 1991 yılında Necati Aslan olarak isim almışsa da bu yalı, Dr. Hulusi Beçet yalısı olarak bilinir.

Eski zaptiye(polis) karakolu, 1901 yılında yapılmış olan, Yeniköy'den Yenimahalleye kadar giden karakollardan biridir. Bu bina 1923 yılından beri askerlik şubesi olarak kullanılıyor. Madenci Arif bey yalısı tarihi eserlerden olup, Süreyya bey yalısı olarak da bilinmektedir. Köybaşı caddesindeki 157 nolu yalı, Dr. Rasim bey yalısı olup, son sahibi eski Başbakanlardan Tansu Çillerdir. Bu yalının hemen yanında Üstünkaya yalısı bulunmaktadır. Bu yalıda çok el değiştiren yalılardan olmuştur. Faruk Sezerar yalısı, 18. yüzyılın sonlarında yapılmış tarihi ve önemli yapılardan biridir. Yalı, iki Fransız tarafından Aslan Sadıkoğluna satıldı. 1933 yılında Ord. Prof. Dr. Burhanettin Sezerar yalının son sahibi oldu. Yalı, profesör'ün oğlu olan Faruk Sezerar adıyla anılmaktadır. Bir diğer tarihi yalı da, Levazım Reisi Birinci Ferik Ahmet Afif paşa(1852-1920) yalısı olup 1910 yılında yaptırılmıştır. Yalıya sonraları Misbah Muhayyeş sahip olmuş ve yalı bu isimle anılmaya başlamıştır. Özgün mimarisi ve  görkemli yapısıyla bu yalı boğaziçi'nin en kıymetli yalılarından birisidir. Bu tarihi binanın son sahibi ise Uzan ailesidir. Yalı eskisine uygun olarak 1986 yılında yenilenmiştir. Sadece yeniköy mahallesinin ve Sarıyer ilçesinin değil, Boğaziçi'nin en muhteşem yalısı, Şehzade Burhanettin efendi yalısıdır. Yalı 1880 yılında yapılmış olup, ilk sahibi Varti Vartaks efendidir. Üç bin metrekare kapalı alanı, 64 odası bulunan yalının 60 metrelik bir de rıhtımı vardır. İlk sahibinin ölmesi üzerine yalıya Teşkilat-ı umumiye nazırı Ahmet Münir paşa sahip oldu. 1911 yılında Sultan II.Abdülhamid, çok sevdiği oğlu şehzade Burhanettin efendi için yalıyı satın aldı. Burhanettin efendi, İstanbul'dan ayrılmadan önce yalıyı Ahmet İhsan bey'e sattı. 1984 yılında ise yalının sahibi Müfit Erbilgin oldu. Yalı büyük bir onarım gördü ve 1999 yılında tamamlandı. Bu yalı 1984 yılından beri Erbilgin yalısı olarak anılmaktadır.


Erbilgin Yalısı
Yeniköy, İstanbul'da ki pek çok yabancı ülke temsilcilikleri tarafından da ilgi gördü. Aynen Tarabya ve Büyükdere gibi. Yeniköy'de Polonya, İran, Avusturya, Yunanistan, A.B.D. sefaret ve konsolosluklarının yazlık binaları bulunuyor, bu ülke temsilcileri yaz aylarını buralarda geçiriyorlardı.

Yeniköy sadece yabancı ülke temsilcileri tarafından değil, turist olarak da gelen yerli ve yabancıların da ilgi gösterdikleri bir semt olduğundan otel sayısı fazla idi. Yeniköy'de ilk otel 1913 yılında Hotel Thalia adıyla açıldı. Sonraları Yeniköy Rum Parayia kilisesi mütevelli heyetine ait yalı bir ara, Josep Levi tarafından Splendit oteli adıyla işletildi. Bu yalının alt bölümü uzun bir zamandan beri Aleko'nun yeri ve Deniz park adıyla restaurant olarak işletilmektedir. Daha sonra ki yıllarda da Yeniköy'de otel açımına devam edildi. Bu otelleri Beyaz yalı oteli(1949), ve Boğaziçi otelleri(1960) izledi.Ne var ki bu otellerin hiç biri uzun ömürlü olamadı. Yeniköy'de ilk modern otel, 1960 lı yılların sonunda, Sait Halim paşa yalısının yanında, Carlton oteli adıyla açıldı. Bu otel 1986 yılında kapatıldı ve sonra da yıkılmıştır.

Yeniköy'de yaşam çeşitlilik gösterir. İlk yıllarda Yeniköy halkı balıkçılık, bağcılık, bahçecilik, meyvecilik, fırıncılık, meyhanecilik ve kayıkçılık yapıyorlardı. Yeniköy'ün özellikle Rum fırıncıları ile balıklıları mesleklerinde çok başarılı olmuşlardı. daha sonra diğer  meslekler gelişmiştir.

Yeniköy uzun yıllar, Karadeniz veya Marmara tarafına sefere çıkacak olan gemilere erzak veren hareketli bir merkezdi. Bilhassa Yeniköylü fırıncıların yaptıkları peksimetler, çok meşhurdu ve dayanıklı olmaları nedeniyle gemiler bolca peksimet alırlardı. Halen yeniköy otobüs durağının arkasında bulunan Tarihi Yeniköy börekçisi ününü devam ettirmektedir.  Bu küçük börekçide hafta sonları hoş ve hızlı kahvaltı yapabilirsiniz.

Yeniköy'ün balıkçıları ve balıkçı reisleri de çok ünlüydüler. Özellikle dalyancıları ve Dalyan reisleri çok aranır, dalyan kurulması işi hep onlara verilirdi. Dalyancılık gibi, küçük ağa ve olta balıkçılığı ile Çirozculukta da çok ustaydılar.

Yeniköy'de gelişen en önemli sanat, yazma ve yemeni imalatı idi. Yeniköy'ün kurulduğu yıllardan 1960 lı yıllara kadar yemeni ve yazma imalatı devam etti. 19. yüzyılın sonlarına doğru çok sayıda imalathane varken, bu sayı 1960 larda hayli azaldı ve bir süre sonra da tamamen yok olup gitti. yeniköy'ün yazma ve yemenileri sadece yurt içinde değil, yurt dışından da alıcı buluyordu.

Yeniköy, günümüzde en modern yerleşim bölgelerinden biridir. Türkiye'nin en zengin iş adamlarının ikamet ettiği bu semt de yaşam son derece renklidir.  Yukarıdaki tepelik bölümlerde bağlar diye anılan bölümlerde yoğun karadenizli vatandaşlarımız yaşamakta.